14 Şubat 2016 Pazar

Dünyanın Sonu - II

Otuz beşinci gündeyiz. Hava o kadar güzel ki dünyanın otuz beş gün önce yok olduğuna insanın inanası gelmiyor. Bugün sokakları gezip eskiye dair kalıntılar aramaya başladım. Bir yanım sağlam zamanlarını gördüğüm onca binanın toz ve kül ile kaplanması karşısında hüzünlendi. Alevin ayrı bir cazibesi var, ama söndükten sonrası karşısında yaşattığı acı da hep hesaba katılmalı. İster sigara ister ocak için olsun, yaktığı kibrit söndüğü an sızlamayan kalp tanımadım. 

Arada beklenmedik patlamaları bünyesinde barındıran muazzam bir sükunet dışında çok bir şey yoktu sokaklarda. Köpek havlamaları, belli belirsiz kadın çığlıkları, hala aküsü çalışan bir arabadan gelen alarm sesi sükuneti yırtan patlamaların rutinini oluşturuyordu. Çok nadir zamanlarda, son nefesini veren bir taş bina, sebepsiz bir şekilde büyük bir gürültüyle yığılıp kalıyor, ortalık dakikalarca arınmayacak bir moloz ve is bulutuyla kaplanıyordu. Aşağı sokaklarda artık eski düzenin yıkıldığını bilen köpek sürüleri yeni bölgeleri için dişe diş bir savaş veriyorlardı.

İlk günler tanıştığım bir adama her şeyin bittiği gece ne yaptığını sormuştum. Uzun süredir aklında yer edinen ve sonunda bir şeyleri ilerletmeyi başardığı güzel bir kadınla birlikte olduğundan bahsetmişti. Adam gece başını kadının göğsüne koyduğunda sabit ve mekanik, kesinlikle doğal olmayan bir ritimle karşılaşmış, irkilip başını kaldırdığında kadın ona kalp hastası olduğundan ve duymakta olduğu sesin kalp pilinin atışı olduğunu söylemiş.İlerleyen saatlerde kadının dolaplarının her türlü hastalıkla alakalı onlarca ilaçlarla dolu olduğunu görünce sabah olmadan kaçmayı kafasına takmış. Anlık da olsa tutku beslediğin varlığın tüm çekmeceleri romatizma ilaçları ve dilaltı haplarıyla dolu olunca kişi farklı türde bir cesaret sınavına giriyor. Her şeyin bittiği gece evden gizlice kaçtığı için patlamanın şiddetiyle yıkılan binanın altında ezilmemiş, bir şekilde hayatta kalmış. Kadın o kaçtığında hala uyuyormuş. Cesaretin değil de korkaklığın hayata tutunmayı sağladığı, zayıfların bina enkazında parçalandığı, dünyayı (eğer yok olmasaydı) güzel bir yer yapmaya asla faydası olmayacak bir anı paylaştım sizle.



Hikayesini anlattığında adama sadece kadının sarışın olup olmadığını sordum. Değilmiş. İçimi rahatlattı bu cevap. Kızıl da değilmiş. Saçları hiçbir şekilde boya değilmiş. Belli ki molozların altında can veren O değil, başka biriydi. Karşıma çıkan her insana O'nunla ilgili bir şey sorup alacağım cevaplarla umutlu hissetmek istiyorum. Dünyayı yok ettiğimde patlamaya en  yakın olanın O olduğunu düşünüyorum ama belki de yanılıyorumdur.

Köpek sürüleri yavruları için yiyecek arıyorlardı. Kaçmam gerektiğine karar verdim, halen güneşli güne selam çakıp koşarak uzaklaştım. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder